Diyez's profilesharpPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    January 18

    Erkekler Güç Zamanlarda Sevilmek İstemezler

    İşi yolunda gitmeyen, cebinde parası olmayan, patronu tarafından ezilen bir adama "canım" demek "canın cehenneme" demekle eş değerdir çoğu zaman... Güç ve iktidar bin yıllardır erkeklerin o kadar iliklerine işlemiştir ki güçsüz zamanlarında kendilerini sevilmeye layık göremezler bir türlü. Bu duruma neden olan en büyük itici gücün ise "kadınlar" olduğunu tahmin etmek zor değil. Bir kelime bir cevap oyununda kadına sorulan "erkek" kelimesinin karşılığı "güç"tür yüzde doksan. Çalışan kadın, üreten kadın söylemleri yüksele dursun, kadınlara öykünen erkeklerin virüs gibi arttığı bu yüzyılda iktidar sahibi erkek daha da bir kıymete binmektedir aslında.
     
    O nedenle en zor zamanlarda kocasına her türlü fedakarlığı gösteren evdeki kadınlar, dışarıdaki motorize güçler tarafından ekarte edilmekte; uzayan iş toplantıları, haftasonu aniden ortaya çıkan bayi toplantıları zor zamanda kalesine gideceğine kılıcı düşmüş şövalyeyi uzak diyarlara itmektedir.
     
    Çünkü ayın beşine kadar ödenmek zorunda olan ev kirası, çocuğun okul parası, patronun ağız kokusu "dışarıdaki"nin ilgi alanına girmez. Evdeki kadın, sade suya çorba yapsa da erkeğin her zaman dışarıda iki kadeh martiniye ayıracak zamanı ve parası bulunur her nasılsa.
     
    Biliyorum hem erkekler hem kadınlar bu düşünceden şiddetle nefret edecekler ama kim ne derse desin, en güzel şey erkeği iktidarında sevmektir.
    January 07

    BAZEN PAYLASMAMAK IYIDIR

    Ne zaman yazar insan? Ne zaman kağıda kaleme döker sözcükleri?
    Yürek gümbür gümbür çağlıyorsa, duygular taşmışsa, etrafta sözünü diyeceğin kimse yoksa, düşünceler şimşek gibi beyninde çakıyorsa, hücrelerin içeride patlayan enerjini artık taşıyamıyorsa ... yazmak, bestelemek, çizmek istersin. Bunun adı ilhamdır, kaynayıp taşmaktır, yel olup esmektir, makaranın boşalmasıdır, bisikletin zincirini atmasıdır, çığın dağdan kopup inmesidir.
     
    Geçen sabah çok heyecanlıydım. TIME dergisinin yeni kapağını görüp adeta çıldırmıştım.
    Her sene Aralık sayısında "Yılın İnsanı"nı seçen TIME bu sene beni evet "BEN"i yılın insanı seçmişti !
    Gözlerime inanamadım. Aman Tanrım! o ne coşku içimde, beynimde ne kasırga!
    Koskoca TIME dergisi ve kapağında aynalı bir bilgisayar ekranı! Ekranda kendi yansımam ve üzerinde SEN! yazıyor!
     
    Duramadım bunun hakkında yazmaya başladım.
    Tam bu sırada sohbet etmekten, fikir paylaşmaktan çok keyif aldığım bir arkadaşım çıkageldi ve onunla konuşmaya başladık.
    Ona bu kapağı görünce neler düşündüğümü, neler hissettiğimi, nasıl da deli gibi heyecanlandığımı anlatmaya koyuldum...
    Anlattım... anlattım.. Arkadaşım da düşüncelerini ekledi. Bazı çıkarımlar yaptık, beyin süzgeçlerimizden geçirdik, artık TIME dergisinin kapağından evrim teorisine, Amerikan politikasına, küresel ısınmaya, hatta kuantum fizigine giden bir sohbet içindeydik. Artık ben TIME dergisinin kapağında değildim. Kapak aynıydı ama, kapağın bende yarattığı his değişmişti. O ilk anki hislerim, kültür, değerler, yargı filtrelerinden geçmiş, şimdi bende yepyeni bir algı oluşmuştu. Limonatayı içip bitirdikten sonra ağzımda kalan tatlı-acı tat misaliydi artık coşkum...
     
    Nasıl ki Times Meydanı'nı ilk kez gördüğüm andaki hissin aynısını bir daha asla yaşayamayacaksam, TIME dergisinin kapağı da bende aynı duygu-düşünce patlamasını yaşatamayacak. Sonuçta yazmaya başladığım yazı hiç bitmedi...Şimdi yeniden yazsam o ilk andaki hislerim, kullanacağım kelimelerin aynısı bir daha olmayacak.
     
    Herhangi bir duyguyu ya da bir fikri her zaman geçmiş deneyimler, çevresel faktörler, önyargılar etkiler.
    Hiçbirimiz saf bir duygu, benzersiz bir fikir yaşama lüksüne sahip değiliz.
    Etkilenilmemiş, esinlenilmemiş bir beste yapmak, bir yazı yazmak imkansız.
    Hele ki bu yaşadığımız çağda...
    Bach'tan sonra atonal müzik yapanlar dahil hiç bir müzisyen hiç keşfedilmemiş bir ses katamadı, katamayacak evrene, hiçbir aşk ilk aşkın benzersizliğinde olmayacak.
     
    Beynimiz her zaman bizi yanıltacak.
    Yeni düşünceyi, duyguyu her zaman bir başka dosyayla ilişkilendirmeye çalışacak.
    Aslında yeni bir fikir diye de birşey yok.
    Herşey tekrardan ibaret.