Diyez's profilesharpPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    January 13

    ŞİKAYET YOK

    Hayat ilginç ama sistematik bir fabrika... Bir yandan çok şaşırtıcı, bir yandan da son derece basit bir sistem üzerinde çalışıyor. İnsan makinanın bir ucundan et koyduğunda yapılan ufak süreç değişiklikleriyle ya kıyma çıkıyor ya da sosis, ama asla lahana değil.

     

    Klasik atasözü "ne ekersen onu biçersin" yanıltmıyor insanı. Biliyor musunuz herkes sörf yapabilir, hem de herkes! Tek bacaklı da olsa, kör de olsa hayatındaki en çok yapmak istediği şey sörf olan biri için ne bacak, ne de göz engel olamaz. Olsa olsa kendisidir insanı engelleyen.

     

    Bir işte gönül yoksa, emek yoksa çıkan ürünün tadı asla "tam kıvamında" değildir. Yani "Pirincin üzerine sıcak su ekle, olsun sana pilav" değil. Pirinci iyice yıkamadıkça, tereyağı ve tuz eklemedikçe, başında bekleyip göz göz olunca altını kısmadıkça pirinç asla hakkıyla pilav olmuyor.

     

    Tanrım neden bazı şeyler istediğim gibi gerçekleşmiyor? Neden hayatta bu noktadayım? Neden daha mutlu ve huzurlu değilim? Neden yaptığım işler beni bir türlü tatmin etmiyor? Bunlar hepimizin zaman zaman sorguladığı ve bolca şikayet ettiğimiz konular değil mi? Aslında bu şikayetlerin çözümü için "üç maddeden oluşan ve her daim işe yarayan bir reçete" var. Bu reçeteyi dünya üzerinde bilmeyen bir kişi dahi olmamasına rağmen pek az insan bunları aklında tutup uygulamaya koyuyor.

     

    Reçetenin ilk maddesi zaman. Çamaşır makinasının bile çamaşırları temizlemesi için zamana ihtiyacı var. Bitki yalnızca su vermekle çiçek açmıyor. İtalyanca iki sayfa çevirmekle öğrenilmiyor. Zaferle sabır arasında şaşırtıcı bir bağ var.

     

    İkincisi gönül koymak. İnsanın yaptığı işe gönül koyması, gereken emeği vermesi ayrıcalık değil, farz. Yan gelip yatmakla, tembellikle, allahtan gelsin diye beklemekle ne başarı oluyor, ne de tesadüfen yakalanan başarının hazzı... Evrenin hazırcılığa, kolaycılığa hiç tahammülü yok.

     

    Üçüncüsü ise yöntem. İşte benden size minik bir öykü :

    Eski zamanlarda Hint ülkesinde bir adam tüm hayatı boyunca görmek istediği kutsal şehire ulaşmak istiyormuş. O şehre ulaşması için de kocaman bir nehri geçmesi gerekiyormuş. Bunun için küçük bir kano yapmış kendine ve nehire açılmış. Nehirde öyle garip bir akıntı varmış ki defalarca denemesine rağmen belli bir noktadan sonra nehir adamı tam ters yöne sürüklüyormuş. Adam nice çabaladıktan sonra bakmış ki bu iş kanoyla olmuyor, bir kayık yapmış. Yine nehre açılmış ama sonuç aynı; aylarca, yıllarca denemiş daha büyük bir sandal ve sonra kocaman bir tekne yaparak. Ama sonuç hep aynıymış. Bir gün bir bakmış saçları sakalları ağırmış, üstü başı dökülen, çelimsiz yaşlı bir adam nehrin bir o yanında bir bu yanında...

    En sonunda dayanamamış ihtiyarın karşısına çıkmış. "Söylesene ihtiyar ben yıllardır uğraşmama rağmen bu nehri geçemiyorum, sen nasıl oluyor da yarım saatte bir bir karşı kıyıda bir bu kıyıdasın?"

    Hayretler içinde baka kalan yaşlı adam "Neden şu ilerdeki köprüyü kullanmayı denemiyorsun? demiş bizim adama.

     

    Aylardır iş bulamadığından şikayet eden üniversite mezunu Orçun'un, yeterince sabrı mı yok, bu işe gönlünü mü koymadı yoksa yöntemi mi yanlış? belki de artık sorgulaması gerekiyor.