Diyez's profilesharpPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    November 12

    GECELERİ YAŞAYANLAR

    Asla sabah insanı olamadım. Belki de öğlen onikide henüz kahvaltı edilen bir aileden geldiğim, ya da genetik olarak babamdan bana geçtiği için...
    En verimli olduğum zamanlar akşamüzeri beşten sonra başlar. Sabahları saat ona kadar benden birşey istenmesinden, telefonun çalmasından veya herhangi bir soru sorulmasından nefret ederim. Halbuki o saatte büyük şehirlerde de, küçük köylerde de işler neredeyse yarılanmış, öğlen beslenmesine geri sayım başlamıştır.
     
    Gecenin ise bambaşka bir ritmi vardır. Renklere gölge düşmüş, ton majörden minöre dönmüştür. Çocuklar uyutulmuş, kuşlar susmuş ve en kalabalık şehirlerin bile gürültüsü hafiflemiştir. Para, kariyer benzeri işlerle ilgilenenler şimdi yataktadır; hala çalışıyorlarsa bile az sonra uyuyacaklardır. Ne de olsa yarın sabah altıda kalkıp daha çok para ya da daha yüksek mevki için daha çok çalışmaları gerekecektir. Gece temkinli davranan insanların yeri değildir. Güvenlik, gelecek teminatı, yaşam boyu sigorta poliçesi isteyenlerin yeri hiç değildir.
     
    Dikkat edin sıradışı ve yaratıcı insanlar çoğunlukla geceleri yaşayanlardır. Müzisyenler, yazarlar, bilim adamları, ressamlar... Babam, Neşet Ruacan, Şeref Oğuz, Isadora Duncan, Sezen Aksu, Necip Fazıl ya da Rodin... Hiçbiri akşam onda pufidi kandil, tumba yatak tipi insanlar değiller, değildiler.
     
    Gece filmleri,
    Gece kuşları,
    Gece treni,
    Gece mavisi,
    Hele hele
    Binbir gece masalları.
     
    Ne güzeldir tek başına geçirilen geceler. Kitap okumak, yazmak, bir şişe kırmızı şarap açıp içmek ya da yalnızca tavana bakıp düşünmek...
    Ne güzeldir sevgiliyle geçirilen geceler. Bitmek bilmeyen sohbetler, saat üçten sabah ezanına kadar sevişmeler, acıkmalar, çay demlemeler, portakal sıkmalar, börek ısıtmalar... Tamam tamam hadi uyuyoruz derken, birinin aklına komik bişey gelmesi, gülüşmeler...
    Ertesi gün iş yerinde kafanın masaya düşmemesi için binbir takla atacağını bile bile gecenin her dakikasının keyfini sürmek.
    Oysa ki gündüzleri; "sevgiliyi düşünme, O'nu hayal etme, O'nu özleme mesaisi"ni davetsiz bir telefon zırıltısı, yöneticinin aklına esip istediği bir rapor bölebilir. Gündüz sanki birileri tarafından yönetilir ve çoğunluk sürüler halinde onlara uyar. Geceleri ise herkes kendi kendini yönetir. Herkes kendi riskini kendi alır. Gizem, mistik düşünceler, bilinmeyenler hep gece ile özdeşleştirilir. Issız bir sokakta gece yürümek için yürek gerekir. Kimse babaannesinin mezarını gece ziyaret etmek istemez.
     
    Sonuç olarak geceleri dünyanın verimsiz, üretimsiz bir yer olduğunu düşünmemeli. Geceleri yaşayanlar olmasaydı, dünya şimdikinden çok daha farklı, ruhsuz ve renksiz olurdu. Gündüzleri yaşayanlar; aydınlıkta gördüğünüz o canlı ve parlak renklerin, gece karanlığında tıkırtı yapanlar tarafından yaratıldığını unutmayın.
     

    Gece Yarısı

    Her gece periler uyur odamda,
    Derinlerden gelir uzun nefesler,
    Yanan mum bir rüya seyreder camda,
    Bir ağır hastanın nabzıdır sesler.

    Gittikçe alçalır, yükselir tavan,
    Duvarda küçülür, büyür parmaklar,
    Elbisem çivide canlanır o ân,
    İçinde bir başka vücudu saklar.

    Her perdeden çıkar sivri sinekler,
    Sanki bir tel gevşer, bir tel burulur.
    Sokakta uyanık kalan köpekler,
    Yıldızlara bakıp durmadan ulur.

    Birdenbire bir şey çıtırdar, derken,
    Merdivenden gelir bir ayak sesi,
    Basamaklar birer birer esnerken,
    Kilitli kapının düşer perdesi.

    Gözler parlayınca karanlıklarda,
    Kemikten parmaklar terimi siler,
    Yanyana oturmuş, bekler dışarda,
    Sarışın kediler, siyah kediler...

     

    1925

    Necip Fazıl Kısakürek

    November 04

    Timsahlar ve Kuşları

    Dostun varlığımda kıymetimi bileni kadar, yokluğumu fark edenini yeğlerim. Timsah ağzını açacak, küçük kuş içeri girecek. Kuş timsahın dişlerini temizlemekten gocunmayacak. Timsah da ağzını kapayıp kuşu yutmayacak. Tek taraflı beslenme üzerine kurulu hiç bir ilişki biçimi bana cazip gelmiyor. Çırak ustadan öğrenirken, usta da çırakla birlikte yenilenecek, tazelenecek.
    November 01

    Sadece Güzellik Yeter Mi?

    Multifonksiyon çağında yaşıyoruz. Bilgisayarlarımızın elektronik daktilo görevi yapmasıyla, küçücük cep telefonlarımızın sadece alo demeye yaramasıyla katiyen yetinemiyoruz. MP3 de çalsın, video da göstersin, internete de bağlansın, hatta mümkünse bizi dilediğimiz yere ışınlasınlar istiyoruz. Uçan halıyı hayal eden eski çağların insanları, bugünü görselerdi cinin çoktan lambadan çıktığını anlayacaklardı.
     
    Bu çok fonksiyon arayışlı yaşamlarımızda, çevremizdeki insanların da tam donanımlı olmalarını, uçmalarını ve hatta bizi de uçurmalarını bekliyoruz. Kleopatra bu zamanda yaşaydı hiç şüphesiz kraliçelikten istifa eder, Mısır'ın küçük bir köyünde muz yetiştirirdi. Sevgilinin bir bakışı, bir tel saçı için canımı vereyim diyen Fuzuli iyi ki bu çağda yaşamadı. SOS ve EKS yazılarımda sözünü ettiğim superman nitelikli erkekler gibi, kadınların da eş zamanlı olarak güzel, bakımlı, akıllı, iyi anne, iyi ev kadını, başarılı iş kadını, ahlaklı olması gerektiğini düşünüyoruz.
     
    Oysa ki doğaya çıktığımızda narin görünüşlü kırmızı gelinciğin kokmasını, kelebeğin ahengli bir sesle ötmesini, gün batımının repeat modunda saatlerce slideshow yapmasını bekliyor muyuz? Gelecekte muhteşem bir manzarayı seyrederken "Bunun playback tuşu nerede, ekran ışığı nereden kısılıyor, derenin şırıltı sesini nereden yükseltiyorduk?" diye aramaya başlarsak şaşırmayalım.
     
    Ah Yine Neşe-i Muhabbet
    Yine neşe-i muhabbet dil-ü canım etti şeyda
    Yine bezm-i ıyş-i vuslat edip ahl-i aşkı ihya
    Aman ey gül-i nihalim beni eyle vasla sayan
    Sana can u dil fedadır gönül andelib-i güya
    O güzel başın için,o hilal kaşın içün
    Gel gel aşık-ı nalan, gel gel dil sana hayran
    Hamamizade İsmail Dede Efendi