Diyez's profilesharpPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    February 27

    GÜZEL YABANCILAŞMA

    İşten çıkıp kendimi tam anlamıyla Beyoğlu'na attım. İstiklal Caddesi'nin insanın üzerine gelen kalabalığında bir tek insanın bile yüzünü seçemedim. Seçemedim çünkü kimsenin yüzüne bakacak cesaretim yoktu. Bir kitapçıya girip henüz ilk sayısı yayımlanmış bir edebiyat dergisi aldım. Kitapçıdan çıktığımda yağmur yağıyordu ve yeni fönlü saçlarımın bozulmasından korktuğum için koşarak en yakındaki kahve dükkanına girdim. Bir havuçlu kek ve bir kahve alıp dergiyi okumaya başladım. İki dize hoşuma gitti :

    Dere boyunda, dere boyunda

    Zaman da geçer nasıl olsa

    Nostalji Beyoğlu çikolatası satan büfeden tek bir sigara aldım 40 kuruşa... Sokakta sigarayı ürkek ürkek içerek yürüdüm. O sırada aylar yıllar var konuşmadığım iki dostum aradı, sitemi bol bir konuşma yaptık, meçhul bir zamanda görüşmek için sözleştik.

    Sonra Keşkül Dergisi aradım bulamadım, kalmamış. Onun yerine CD'li Şair Çıkmazı Dergisi ve Ece Temelkuranın Venezuela gezisi hakkındaki kitabını aldım. Kitapçıdan çıkıp sağdaki ilk sokağa girdim. Köhne bir asansöre iki Kürtle birlikte bindim. Üçüncü katta onlarla birlikte indim. Tam 46 bilgisayarın, her bir bilgisayarın üzerinde kulaklık ve kameraların bulunduğu Bohem İnternet Cafe'ye girdim. Yoğun bir sigara dumanı suratıma vurdu ve Kürtçe aksanlı Türkçe konuşmalar kulağıma çalındı...

    Duvarlarda;

    "Ayrıcalığı Bizimle Yaşayın Bohem İnternet Cafe"

    "Kurtlar Vadisinin Bütün Bölümleri Gelmiştir"

    "Hafta içi 1 YTL Hafta sonu 1,25 YTL"

    "Soğuk Sandviç Bulunur (kaşarlı+salamlı)" yazıları asılı...

    Sağımda, solumda ve arkamda oturanların hepsi ya chat yapıyor ya da Kurtlar Vadisi seyrediyorlar.

    Eh ben de bu yazıyı bitirdiğime göre yine caddeye karışabilirim. Ne güzel şey şu fevkalade yalnızlık ve yabancılaşma hissi...

    February 26

    CYBORG TEHLİKESİ

    Hafta içi saat 12:00-13:30 arası restoranlara, cafélere doluşan insan topluluğunu (veya cyborgları ) gözlemliyorum, iştahımı kapatıyorlar...
     
    Kadınlar; benzer markaların takım elbiseleri içinde tıpatıp gömlekleri,  indirimden alınmış çantaları, mecburi makyajları  ile; erkekler de aynı cins kravatları, ayakkabıları ve saatleri ile manyetik kartlarının askısından tutulup boyunları olanca güçle sıkılası, renksiz, akıl işletim sistemi eksik, haset ve kötücül varlıklar...
     
    Sürekli konuşmaları, gürültülü ortamları, hep "felaket yoğun" oluşları, hep çok çalışmaları ama üretmemeleri, sadece üremeleri...Bir gün dünyanın yalnızca bunlarla dolacağından ve dünyada bir tane bile benim modelimden kalmayacağından korkuyorum.
     
    Bunlar doğuştan değil sonradan "dönüştürülmüş cyborglar"... Dönüştürülmüşler çünkü kişilikleri buna yatkın. Kolaycılar. Ay başında bankada maaşım, ağrısız başım yolunu tercih etmişler. Tercihlerinden doğan "hayatın insani taraflarından bilinçli vazgeçişi" seçmişler. Bu vazgeçişi de "Evet cyborgum ama ben de herkes gibiyim. Gülmelerim çok, ağlamalarım bol olmadığı için mutluyum. 7 senedir bu şirkette çalışıyorum, geçen sene evlendim, gelecek seneye de çocuk inşallah.."  cümleleri ile akla uygun hale getirmişler.
     
    Bu arada kendimin de bir cyborg ortamında çalıştığımı, onlar gibi 12:30-13:30 arası yemeğe çıktığımı ve diiitleyen manyetik kart taktığımı itiraf ediyor, bilişimcilerin ben ve benim gibi düşünenleri bu durumdan kurtarmak için daha çok çalışmalarını istiyorum.

    Ben yeni bir düzen düşlüyorum.  Eğer fabrikada, madende ya da bir limanda çalışmıyorsa insanların ofislerinin olmadığı veya haftada birkaç saat ofise uğradığı...Parklarda dahi saati 1 ytl.den kablosuz internetin olduğu, insanların sahilyolunda veya çimlerin üzerine uzanarak çalıştığı...Ofislerimizdeki dahili numara sistemini cep telefonlarımızdan kullanabildiğimiz ve bunun da maliyetinin neredeyse hiç olduğu... Aynı işyerinde çalışan insanların şu anda kullandığımız msn'den "daha akıllı ve bilgi güvenliği yüksek"  elektronik ulak programlarıyla haberleşebildikleri ve işlerini yürütebildikleri.... Daha da önemlisi herkesin hayatını kazanmak için mutlaka cyborg olmak gerektiğine inanmadığı bir zamanı düşlüyorum.
     
    Bütün gün ofisteki ekran başında kravat-ceketle oturarak "bilgisayara gereksiz saygı" göstermek yerine, kendi tarzımızla, kendi yaşam tercihlerimizle de iyi işler yapılabileceğine, bu bireyci bir yaklaşım olsa bile böylesi bir ortamdan kooperatif sonuçların çıkabileceğine inanıyorum.

    Önerdiğim bu sistemin çalışacağının ve kendi kendini yönetme yetisi olmayan insanlar üzerinde başarılı olacağının garantisi yok. Ama  akıl işletim kabiliyeti ile iş üreten insanların dünyadaki en iyi yönetim sistemlerinin bile eksiği olan "insani, manevi ve yaratıcı" taraflarını mucizevi şekilde geliştireceğine ve şu dilimizde pelensenk olan "fark yaratma"nın ancak bu yolla üretilenlerde yakalanılacağına inanıyorum.
     
    Bu arada,  iyi ki şairler, ressamlar, müzisyenler var. Onlar sayesinde tamamen bir cyborg dünyasında yaşamadığımı hissedebiliyorum.
     
    Herkese iyi Pazarlar,
     
    Diyez