Diyez's profilesharpPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    August 14

    BİR ADAMIN SON GÜNÜ

    Bir adamın son günü, son gecesi, son saati.. Ölümün başucunda dolandığı son dakikası belki de...Gece siyah pelerinli bir hayalet gibi odaya dolmuş. Rüzgar soğuk ve kuru bir nefes gibi... Bitkin adam odanın içinde yaralı bir hayvan gibi çaresizce dolanıyor. Gelecek olanın son derece farkında, aynı zamanda afyonlu bir sarhoşluk içinde... Tüm ömrü boyunca yaşadıkları bir bir gözünün önünden geçerken, şimdi hayatın muhasebesini yapmanın ne kadar da anlamsız olduğunun farkında. Ne kadar anlamsız! Ne kadar boş! Nasıl bir kandırmacaymış bu. Parasızlık, açlık, sefillik, aşk acıları, ölümün pençesine düşmüş bir adamın güçsüzlüğü, erkek olmanın gerektirdiği tüm donanımlardan uzak, silahsız bir savaşçı haline gelmenin verdiği yetersizlik hissi.. Ne kadar anlamsız geliyor şimdi. Oysa ki son 10 yılda hayatın dibine vurdum dediği her an daha da dibe batıyor olmak nasıl da acı veriyordu ona... Deli gibi sevdigi kadının hain bir gülümsemeyle uzaklaşıp sokağın sonunda gözden kaybolduğunda nasıl da kalbinin en uzak köşesinin bile buz tuttuğunu, nefes alamadigini ve sanki az sonra dünyanın yok olacağını hissetmişti... Herşey kağıttan bir gemiymiş koskoca bir denizin ortasında. Acı olan bunun farkına işte o en son ve geri dönülmez anda varmış olmak. Zamanı geri çevirmek mümkün olsaydı, ne kahrolası Constantia, ne de nefesini kokutan açlık acıtamazdı canını. Hayata yenilmiş olmak ve bunun bir rövanşının olmaması... Haksızlık bu! Sıfır noktası. Evet bu kesinlikle sıfır noktası. Bir bebeğin annesinin karnından çıktığı ilk anla eşitlenmek ve aslında bir ömür boyunca yaşadıklarının bir toz parçasından ibaret olduğunu anlamak. Çok geç. Kesinlikle çok geç artık.